|

Düşlerdeki
Mutluluk
İnsan sahip olduğu şeylerin değerini, sadece onları kaybettiğinde fark
etmiyormuş. Yaşama başka yerlerden bakan insanları görmekte yetiyormuş. O
yalnız insanların yanına gitmek, kısada olsa yaşamlarına tanık olmak; o
anda hissettiklerin, tarifi zor duygular. Onların yanında olduğun için
seviniyorsun, ama yapacak bir şeyleri olmayan insanların mahzunluğu,
yüreğini için için yakıyor. Kendilerine gelen birini gördüklerinde
gözlerinin içi gülen, merakla bakan, ya da ağlayan insanlar.
Yatağında yatan o yorgun bedenler. Biri gelecek diye bekleyen insanların,
ne hissettiğini bilmek imkansız.
Ayşe Yüksel 41 yaşında, hiç bir zaman ailesi olmamış. 21 yaşında
Darülaceze' den gelin olmuş, sonra kayınvalidesi ayırmış ve Darülaceze' ye
geri dönmüş. Resimlerini çıkardı, hepsini tek tek gösterdi, eşiyle
olan mutluluğu karelerde kalmıştı.
Masada boyası, fırçaları ve çiçek
resimleri yaptığı sayfa. Dolaptan yaptığı resimleri çıkardı " alın bu
resimlerimden".
Aldığım bu resim, benim için bütün resimlerden güzel,
değeri ölçülemeyecek bir resim.
Kim bilir bunu çizerken neler düşünmüştü Ayşe. Göl kenarında, yeşillikler
içinde bir ev vardı düşünde, belki başını yastığa koyduğunda kendini orada
görüyordu. Düşlerinin
gerçek olmayacağını düşündüğünden olsa gerek, istediğin bir şey var mı
sorusuna 'boya' cevabı vermişti. Bana boya getirin, getirin ki olmayan
dünyamı sayfalarda yaşayayım.
Ayrılırken sımsıkı sarılmıştı Ayşe, yolcu etmek için kapıya kadar indi, uzaktan el salladı.
Bekle Ayşe, sana boyalarınla
birlikte geleceğiz.
Şanslı insanların içinde olduğumuzu bilmiyor muyuz acaba?
Sıcak bir evimiz, ailemiz var.
Buzdolabını açtığımızda yiyecek yemeğimiz var.
Sıcacık yatağımız var.
Sevdiklerimiz, bizi sevenler var.
Bunlar yetmez mi?
Yeşim Özyapar
 |