Sokak Kedisi Yalçın Ergir Eğri Düşlerin Hekimi Korkuyorum, gitmek istemiyorum. En nihayetinde o da bir dişçi. Ama bu röportajı da yapmam lazım. Sonunda muayenehanesindeyim. Biraz tedirgin sanki her an hasta koltuğuna geçecekmişim gibi. Başlıyoruz sohbete. Zamanla tedirginliğim yerini keyfe bırakıyor. Çünkü gerçekten dişçide değil düşçü' deyim. zaten burası da muayenehaneden çok yaratıcı ofis. Çünkü her şey Yalçın Ergir' in kendi eliyle ve fikriyle yaptığı şeyler. Çuvaldan koltuklar, manav kasasından sehpalar, bekleme salonundaki trafik lambası, portakal sandığı masa, tulumba ve teraziden musluk, rendeden, kevgirden lambalar. Daha neler neler, saymakla bitmez. En güzeli de duvara asili çizgi film "The Little Mermaid" posterindeki Prens Eric' in sürekli yanıp sönen kalbi. Orada tek normal şey sanırım bilgisayar monitörü. Yani orada şaşırmadan dursaydım garip olurdu. zaten ben de başından sonuna kadar şaşkın şaşkın, "acaba simdi ne çıkacak" diye etrafıma baktım durdum. O, Yalçın Ergir. Adam olmamış, kodumu oturtmamış, çok sevmiş, çok sevilmiş, çok üzmüş, çok üzülmüş, çok sevecek, çok sevilecek, çok üzecek, çok üzülecek, hiç büyümeyecek sokak kedisi Yalçın Ergir. Oradan ayrılınca Yalçın Ergir' i kıskandığımı farkettim açık konuşmam gerekirse. İlk fırsatta yüklerimi atacağım ve kendime bir bisiklet alacağım. Pankreasımı da hissedebiliyorum artık ve iyi ki var diye dua ediyorum. En önemlisi de dibimdeki ve elimdeki mutluluklarımın artık farkındayım. Tüm bu söylediklerimi yazıyı okuyunca anlayacaksınız. Yalçın Ergir kimdir? Yalçın Ergir aslında eğri dişlerle uğraşan bir ortodonti uzmanı. Fakat son on yıldır eğri dişlerle beraber eğri düşlerle de uğraşmaya başlamış Ankaralı bir yazar. Düş Hekimi olarak da su anda karşınızdayım. Yazılarınız neyi anlatıyor? Sanki birçok şeyi zamana karşı yarışıp yazabilirken, devretmeye çalışır gibi bir ruh halindeyim. Durmadan yeni yazılar yazıp bunları paylaşmaya çalışıyorum ve bunun için de daha kitap çıkmadan önce kendi www.ergir.com sitemde bunları yayınlıyorum. Yani kitap çıktığı zaman artık zaten bunların hepsi okunmuş oluyor. Kitaplar yazıların derlenip toplanmış hali oluyor. Tabi günlük psikolojilerden etkilenmiş yazılarda var ortada. Böyle bir ruh halinin, Ankaralı bir ruh halinin satırlara yansıması benim yazılarım. Aslında bir arkadaşa anlatır gibi satırlara yansıması diyeyim ben size. Çünkü o arkadaşın da ihtiyacını çok çekiyorum yıllar içerisinde. Birçok arkadaş yıllar geçtikçe rakamlarla boğuşmaya başladı, bir takım idealleri, düşleri kaybolmaya başlayınca bu diyalog eksikliğini artık yazıya dökmeye başladım ben de. Düş Hekimi ismi nereden geldi? Düş Hekimi ismi sanırım Aktüel dergisinde ilk defa böyle bir söyleşi yaptığımızda benim haberim olmadan atılmış bir başlıktı. Diş Hekimi değil Düş Hekimi diye. Bu başlık yakıştı bize ve daha sonra kitaplara kadar yansıdı. |
||||||||||||||||
Hangi ortamlarda yazıyorsunuz yazılarınızı? Yazılar aslında o ruh halini kaybetmeden hemen telaşla yazılıyor. Onun için cebimde hep kağıtlar taşıyorum. Bisikletle gidersem mesela hemen sağa çekip o arada yazıyorum. Çok uzun yürüyüşler yapıyorum, o uzun yürüyüşler zaten ilham oluyor birçok şeye. Hatta bazen otomobil kullanırken yazıyorum, kağıdı direksiyona dayayıp yola bakarken. Yeter ki o anahtar kelimeleri yazayım, sonrası kolay. Ama o anahtar kelimeleri yazmayı ertelersem bambaşka bir ruh haliyle bambaşka yazılar çıkıyor ortaya. Onun için öyle hissederken, aklıma gelmişken mutlaka iskeleti bitiyor yazıların. Anahtar kelime kendi kendine yazdırıyor daha sonra. Bu, daha sonra kendi kendini doğuruyor zaten. Ama esas sonucu bu masada ve gece yazıyorum. Yani yalnızken, elektrik faturası ödenecek diye sohbet yokken, bir telefon gelme ihtimali yokken ve hep müzikle yazıyorum. Her yazımı müzikle yazıyorum ve o dinlediğim müzik yazıya mutlaka yansıyor. Hatta bazı kelimeler elimde olmadan yazıya da bulaşıveriyor. |
Yazılarınız genelde sanki "hayat hep düş gibi olsa, sıkıntıları çekmektense mutlu olalım", havasında. Ben aslında mutluluğun bu kadar uzak olmadığını biraz da göstermeye çalışıyorum. Herkes Kaf Dağı' nin arkasında arıyor mutlulukları ve sonsuza kadar mutsuzluğa mahkum ediyor kendini. Halbuki herkesin dibinde büyük mutluluk idealinden dolayı göremediği küçük mutluluklar var. Ben bu küçük detaylara dikkat çekmek istiyorum. Hepimizin sahip olduğu bir sürü güzellikler var hiç farkına varamadığımız. Su anda da ilerde yitirmeye mahkum olduğumuz bir sürü güzellik var, bir sürü mutluluk detayı var, bir sürü birliktelik var ıskaladığımız. İşte bunları yansıtmak yaptığım. Çok önemli meselelerden bahsetmek istemiyorum, çok küçük detaylardan bahsedip dikkatleri çekmek istiyorum. Herkesin kendine özgü detayları var. Bunları görmeleri için gözlük takmalarını sağlamak gibi bir şey benim yaptığım. Mutluluk dibinizde ve büyük mutluluklar küçük mutlulukların toplamı aslında.
"En büyük tutsaklık sahip olmak", diyorsunuz.
Ama siz de bir şeylere sahipsiniz. Bu tutsaklık yaratmıyor mu? |
![]() |
|
|
Biraz da ofisinizdeki tasarımınızdan bahsedelim.
Buradaki şeyler normalde bizim kullandığımız amaçla kullanılmayan şeyler.
Neden yapıyorsunuz bunları? |
En son neyi yaptınız? Emin olun, artık koptu. Bunlar da hani yazı yazarken anında anahtar kelimeleri yazıyorum diyorum ya, bir şey yapılması gerekliliği doğduğu zaman ilk fırsatta yapılmalı. Çünkü o ruh hali gidebilir, unutabilirim. Mutlaka yapabilirken yapmak önemli. Ben çok gece ikide üçte koşa koşa buraya gelip matkaplarla çalıştım. Üst komşu taşındı, kurtuldu. Çünkü artık bıktı benim matkap, çekiç seslerimden. Su masa bir cumartesi gece saat 2' de bitti. Mesela cumartesi aksam saat 10' da ara verip pazar günü de devam edebilirdim. Ama mutlaka bitmeliydi, bitirebilirken bitmeli. Araya bir şey girip bitmeyebilir. Mesela şurada nohutlarla abaküs yaptım bir tane. 100 tane nohudu deldim. Dünyanın en önemsiz şeyi esasında ama o anda benim için en önemli şeyi. Doksan sekizinci nohutta kapının çalmaması lazım. Başladığım her şeyi bitirmek zorundayım ki yenisine hemen bir zaman kalabilsin. Çünkü zaman çok kısıtlı. Ben zamanı çaldırmaya da çok karşıyım. Yani hiç ufuk açmayacak beraberliklere, esir alınmalara çok acıyorum. Ve bunu oldukça hallettiğimi sanıyorum. Ayrılıklar için ne düşünüyor Düş Hekimi? Bir ayrılık gelip çatmışsa ve siz bir türlü ayrılamıyorsanız, ayrılmak için de emek sarf etmeniz gerekiyor. O kadar çok ayrılmış ama ayrılamamış insan var ki dünyada. Birlikte yasayan aslında ayrı, o emeği gösteremeyen. Birlikte olmak da emek istiyor. Hani çok sevdiğiniz birisini çok cazip hale getirmek için bir uğraşıda bulunursunuz, bir emek harcarsınız ya işte ayrılmak da emek istiyor. O cesareti de göstermek gerekiyor. Bazen severken de ayrılanlar oluyor. O zaman ayrı kalabilmek zorunluluğu da varsa o da bir emek istiyor. Ayrılmak da ayrı kalabilmek de emek istiyor yani. "Okunmasa da olur ama yazılmasa olmazdı" diye başlayan bir yazınız var. Evet, babamla ilgili olan yazım. Babamın anlattığı öyle ilginç hikayeler var ki, çok önemsiz detaylar ama anlatmasaydı ve ben yazmasaydım, o önemsiz detaylar babamla birlikte gömülecekti. Bu eski İstanbul detayları üç kişinin bile ilgisini çektiyse bir vazifeyi yapmanın huzuru oldu benim için. Mutlaka yazmam gerekiyordu bunları. Hatta isterse hiç kimse okumasın bunları, ama ben yazayım, o vazifeyi yerine getireyim, aktarayım bu bilgileri, bu bana yeter. Çünkü bana anlatılmış bilgiler bunlar. Çok önemli tarihi bilgiler değil, küçük detaylar, küçük İstanbul detayları ama bunu yazmam gerekiyordu. Hatta telaşla yazıyorum ki her an bir şey olabilir ve yazamam psikolojisi de var. Onun için de her şeye başladım mı bitirmeye çalışıyorum. Yoksa bitirilmemiş yarim kalmış isler imparatorluğu olacak. Siz bizim koşuşturma, gürültü, patırtımız içinde bize "durun, hayata bakın!", diyorsunuz. Biz de yazılarınızı okurken durup hayata bakıyoruz yaşıyoruz. Günü yaşamak, anı yaşamak çok ıskalanan bir şey. Kimisi gelecek için plan yaparken bugün geçiyor. Bir söz var, hayat geleceğe yönelik planlar yaparken başınıza gelenlerdir, diye. Bunun farkına varabilmek de önemli. Şimdi kimimizin annesi, kardeşi var, çok sevdiği birisi var. Nasılsa hep varmış gibi var saydığımız, ama bir anda yok olabilecek insanlar var, ortamlar var. Çok mutlu olduğumuzu farketmediğimiz pankreas gibi olaylar var. Mesela pankreasın kaç kişi farkında? O var ve çalışıyor. Ancak çalışmadığı zaman farkediyoruz. Yani onun gibi her detayın kıymetini bilerek yasarsak çok daha faydalı oluyor. |
![]() |
|
![]() |
![]() |
Başka nelerle uğraşıyorsunuz? Benim parasal yaşamım tenisle başladı. İyi bir tenis oyuncusuydum, orta okuldan beri oynuyorum ve artık 18 yaşıma geldiğim zaman maaş alan bir antrenör haline geldim. 35 yaşından sonra da milli oldum. Bunun dışında balon işi var. Bunu bir arkadaşım başıma sardı. Biz onunla dağ taş gezmeye başladık. Lüksembourg' da Avrupa balon şampiyonası vardı, şoför oldum ben orada. Ama o beş yıldızlı bir otelde çalışmaktan daha zevkliydi benim için. Bir de tatillerde yan gelip yatma değil de kan ter içinde kalıp uğraşmak benim için daha zevkli. Bisikletle şehirlerarası gitmeyi çok seviyorum. Ben bisiklete bindiğim zaman son model arabayla gittiğiniz yollarda görmediğim detayları görüyorum. O kadar çok ve komik detaylar var ki. Arabayla hiç yorulmadan gidiyorsunuz ama detayları kaçırıyorsunuz. Yani mutluluk için mutlaka emek sarf etmek gerekiyor. Hemen yola çıkmalısınız. Bin tane hesap yaparsanız yola çıkmak için, aksam olur. Sen hele bir yola çık, yolda karar ver bir çok şeye. Siz normalde insanlara yorgunluk veren şeyleri kendinize hobi edinmişsiniz. Kim tatilini yorularak geçirir ya da banliyölerde gezinir? Bunlar hep geri geliyor insana. Zaten paylaşılmayan mutluluk, mutluluk değildir. Bilgi için de ayni şey geçerli. Mesela ben banliyöde fotoğraf çekiyorum, bunu mutlaka insanlara sunmam gerekiyor. Ben bunları çekmeceye kilitlersem hiçbir kıymeti kalmaz bunların. Paylaşılmayan, çekmeceye kilitlenen bilginin hiçbir kıymeti yok, mutlaka bunların devir olması gerekiyor. Emek sarf etmeden mutlu olunmuyor ama. Yerinizden bir kalkıp başlamak gerekiyor. Mutluluk sizi bulmuyor, siz mutluluğu bulmalısınız. Miras kalan mutluluğun hiçbir kıymeti yoktur. Miras kalan mutluluk mutluluk değildir. Bunları size anlatmak da bir mutluluk, böyle hissedip paylaşmak da bir mutluluk. Ankara için neler söyleyeceksiniz? Ben Ankaralı olmaktan çok mutluyum. Ankara masumiyetini kaybetmemiş bir şehir hala. Ankaralı olmak ve Ankara' nın bilgisini elimden geldiği kadar paylaşmak çok mutlu ediyor beni. Ankara sokaklarının da o kadar çok detayı var ki, yazılmaya ömür yetmez. Mesela bir Kayas yazısı yazdım yeni. Orada öyle fotoğraflar var ki bütün Kayas, Bagözü. Bütün bu yerlerde kalpler, seni seviyorum yazıları duvarlarda, tavanlarda. Ben hatırlıyorum eskiden burada hep kafanı kıracağız gibi sloganlar vardı. Yani nesil de değişti, ruh hali de değişti. Bütün sloganlar yerini kalplere terk etti. Çok ilginç bir ruh hali ve iyi ki böyle olmuş ruh hali var. Gidip oradan yürüyerek Ankara' ya gelmek kadar büyük bir zenginlik yok. O kadar güzel bir zenginlik ki o. O pazarlardan, rengarenk evlerin arasından, o uçurtmaların arasından. Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
|