Erzurum yalnız yiğitlerin değil,
efsanelerin, destanların, türkülerin, koşmaların da vatanıdır. Bir Erzurum
barındaki davulun tokmağı, dadaşın gür sesi destanları dile getirirken,
Erzurum'u kucaklayan yüzyıllar, efsanelerle, hikayelerle süslenir.
Sendedir tarihin şerefli payı
Sendedir Selçuk'un ok, gürzü, yayı
Ata, sende kurdu ilk Kurultay'ı
Yiğitlik sırrını bilen Erzurum...
Diyor şair.
Eski kitaplarda Erzurum'un adı "Erzenelrûm" dur. Söylentilere göre,
Siirt'in batısındaki Erzen halkı, Selçuklular devrinde buradan alınarak,
bugünkü Erzurum'un bulunduğu yerdeki küçük bir kasabaya yerleştirilmiş.
Gelenler, kasabaya kendi şehirlerinin adını vermişler. Ama, iki Erzen'in
karışmaması için, buraya "Anadolu Erzeni" demek olan "Erzenel - Rûm",
ötekine de "Diyarbakır Erzeni" anlamına gelen "Erzen'ül Amid" adını
takmışlar.Başka bir söylentiye göre, şehrin surlarının yüksek ve sağlam
oluşuyla, buraya, Anadolu' nun en yüksek yeri demek olan "Elzenel-rûm"
denilmiş Bunlar, Erzurum adı için söylenenler. Tarihçiler, Erzurum'un ilk
önce, bu gün Karaz denilen eski Karin şehrinde kurulduğu nu, bir süre
sonra bu günkü Erzurum'un bulun duğu yere taşındığını, Bizans devrinde,
adının "Teodos şehri " demek olan "Teodosyopolis" olduğunu yazarlar.
Erzurum, Anadolu'da bir zirvedir. Türk tarihine, Türk coğrafyasına 1945
metre yüksekten bakar. Malazgirt zaferinin Anadolu'ya açtığı gedikten,
yeni vatana giren dedelerimizin ilk fethettikleri büyük şehirlerden biri
Erzurum olmuş, Selçuklu Türkleri, Doğu Anadolu'daki egemenliklerini,
Erzurum Kalesi'ne diktikleri bayrakla temsil etmişlerdir.Tarihçiler,
Erzurum'un 1080 yıllarına doğru, Selçuklu Sultanı Melikşah'ın
komutanlarından Emir Ahmet tarafından fethedildiğini yazarlar. Tarihçiler
böyle yazarlar ama, öte yanda yüzyıllardır söylenegelen fetih destanları
da Erzurum'un adsız gazilerini dile getirir, bu fethi şu hikâyeyle
süslerler:
Türkler, Erzurum Kalesi önüne geldikleri
zaman, bir an için atlarının dizginlerini çeker, hayran hayran kaleye
bakarlar. Böylesine sağlam ve sarp bir kale görmemişlerdir:Bu kale
kılıçla, kalkanla alınmaz, derler.Böyle de olsa bir çare bulunmalı,
Erzurum Kalesi fethedilmeli, burçlarına Türk Bayrağı çekilmelidir.Türkler,
kaleyi, önce dört yönünden kuşatırlar. Bu kuşatma birkaç hafta savaşla
geçer. Bu arada esirler alınır, esirler verilir. Sonra da, bir akşam
karanlık bastığı sırada, kale tekfuruna elçi gönderip şöyle
derler:.Kuşatmadan vazgeçtik. Hemen gideceğiz. Elimizde kırk kadar esir
var. Bir anlaşma yapalım. Biz size esirleri teslim edeceğiz. Siz de,
bizimkileri bırakın. Bu haber kalede sıkışıp kalan Bizanslıları çok
sevindirir. Hemen Türk esirlerinin zincirlerini çözer, kale kapısı önüne
çıkarırlar. Türkler de, kırk yiğit seçer, bunları esir kılığına sokarak,
alaca karanlıkta kaleye sürerler. Bizanslılar, bunlara kale kapılarını
açtıkları an, kıyamet kopar. Esir kılığındaki kırk yiğit, birer aslan
kesilir, Bu haber kalede sıkışıp kalan Bizanslıları çok sevindirir. Hemen
Türk esirlerinin zincirlerini çözer, kale kapısı önüne çıkarırlar. Türkler
de, kırk yiğit seçer, bunları esir kılığına sokarak, alaca karanlıkta
kaleye sürerler. Bizanslılar, bunlara kale kapılarını açtıkları an,
kıyamet kopar. Esir kılığındaki kırk yiğit, birer aslan kesilir,
sakladıkları kılıçlarını sıyırarak kale muhafızlarının üzerine atılırlar.
Göz açıp kapayıncaya kadar, kale kapısı tutulmuş, pusuda bekleyen öteki
bahadırlar, bu şaşkınlık anından faydalanarak şehre girmişlerdir. Birkaç
saat sonra, Erzurum Kalesi'nin en yüksek burcunda Türk bayrağı
dalgalanmaktadır. Bugün Erzurum Kalesi'nin güneyinde bir Saat Kulesi,
kulenin önünde de "Kırklar Türbesi" adıyla anılan küçük, sade bir yapı
var. Türbe ne zaman yapılmıştır, bunu kimse bilmez ama, içerisinde
Erzurum'un ilk fatihleri olan kırk yiğidin gömülü olduklarına inanırlar.
Bir "Meçhul Asker" anıtı gibi, adsız kahramanlar.Erzurum'da Selçuklular
devrinden kalma daha nice anıtlar ve mimarî şaheserler vardır.