|
http://www.ergir.com/ancyra.htm
adresinden alınmıştır |
 |
Röportaj: Canan Gedik
K-PAX GİBİ
o, memur bir baba ve öğretmen bir annenin çocuğu olarak, "dadısız,
kreşsiz, kurssuz, bilgisayarsız bir sürü çocukla" birlikte Maltepe2
de büyüdü. kömürlüklerin ve bahçe duvarlarının üzerinde Beatles,
Pink Floyd, Queen, Eric Clapton, John Lennon, Simon and Garfunkel'
ler ile kendinden bir önceki kuşağın aşklarını keşfetti. Çizgili
naylon toplar, Teksas ve Red Kit' in son sayıları, açık hava
sinemaları, plaklar, tornet, bisiklet ve frigo buz; internetsiz, cep
telefonsuz ve hamburgersiz dünyasının en keyif verici heyecanları
oldu.
Daha lise sıralarındayken, komşuları diş hekimi Rezzan ablayı
öylesine sevdi ki, diş hekimi olmaya karar verdi. Ama, içindeki
çocuktan, düşlerinden ve küçük mutlulukları yakalama tutkusundan hiç
vazgeçmedi. Hacettepe' de okurken arkadaşlarıyla Kızılay' a , daha
sonraki yıllarda kah Esenboğa' dan Ankara' ya, kah Eymir2 den Oran'
a yürümekten, bazen metro' ya binip Batıkent' e gidip gelmekten,
Polatlı, Güdül, Elmadağ, Ayaş' ta yeni keşiflere çıkmaktan, her
zaman denizlere dalıp, balonla uçmaktan küçük mutlulukları yarattı.
Bir ortodontist olduğunda Bülten' de, bir apartmanın alt katında
"Düşler Sokağını" yarattı. Üzerinde kocaman yeşil bir diş fırçasının
bulunduğu kapıdan içeri adım attığınızda, eski sandıklardan yapılma
masaları, tavana kurulu barfiks halkaları, kapı arkasında duran
portatif salıncak, vita kutuları, tren yollarından toplanmış
malzemelerle oluşturulmuş eşyalar, eski daktilo ve fotoğraf
makinaları, duvarlarda fotoğraflar, sevgi mesajları dolu pankartlar
ile K-PAX filminde kahramanın düşlediği gezegen benzeri bir gezegen
karşılayacak sizi. Öyle ki, bir tek dişçi koltuğu gerçek dünyaya
döndürüyor sizi. Burası, Yalçın Ergir' in dünyası.
Hele bir tek başına iktidara gelse. Başbakanlığa bisikletle gidip
gelecek, yabancı konukları blue jeanle karşılayacak, en iyi şiir
okuyanı TBMM Başkanı seçtirecek. İsteyenin isteyene dokunacağı,
dayak atanın katranlı tüylere bulanıp rayların üzerinde
dolaştırılacağı, yabancı futbolcu transfer eden klüplerin bir de
yabancı sanatçı transferiyle zorunlu tutulacağı, mafya üyelerine
okul önlerinde horoz şekeri sattırılacağı bir dünya kuracak.
Bir zamanlar hayallerini paylaştığı arkadaşlarının içindeki çocuk
büyüdüğü için kitap yazan, küçük ağızlar ömür boyu güzel gülsün diye
heykeltıraş ve ressam, marangoz, gezgin, fotoğrafçı, dalgıç,
bisiklet ve şimdi motosiklet, müzik tutkunu, baloncu ve profesyonel
ortodontist ve tenisçi. Düş Hekimi Yalçın Ergir ile Ankara' yı ve
yarattığı dünyayı konuştuk. |
|
DİŞ HEKİMİ SANATA YATKIN OLMALI
Sanatçı ruhu, diş hekimliğiyle nasıl bağdaşıyor?
Aslında diş hekimlerinin sanata yatkın olmaları gerekir. Minyatür
heykelleri ağızda yapıyoruz. Tel takıyoruz çocuklara. Çocukların
ağızlarına hayat boyu taşıyacağı bir tablo yapıyoruz. Güzel bir
gülüş resmi yapıyoruz. Resmin alası bu bence.
ZAMAN BANA ŞİMDİ LAZIM
Gezmeye çok meraklısınız. Ankara ve çevresinde gitmediğiniz yer var
mı?
Gezdikçe Ankara için bir ömrün yetmeyeceğini düşünüyorum artık. Ne
öğrenmenin, ne öğretmenin, ne yürümenin, ne dalmanın, ne yüzmenin
hiçbir şeyin sonu yok. Hesap verecek kadar da vaktim yok.
Hesap vermeye gerek var mı?
Yok tabi. Ama öyle kıymetli ki bu yıllar. Yapacak o kadar çok şey
var ki, zaman bana şu anda lazım. Bunun tadına varamadığım,
hissedemediğim zaman, bol zamanlar gerekli, şimdi gerekli.
Zamanı kullanmayı nasıl başarıyorsunuz?
Zamanın cebimden çalınmasına pek izin vermemeye başladım. Bana ufuk
açmayan, ya da benim paylaştıklarımla aynı şeyi hissetmeyenlere
ayırdığım vakitleri azalttım. |
 |
Hekimlik dışında profesyonel uğraşınız?
Bir tek tenis var. Çok ekmeğini yedim. 1999' da 35 yaş üstü milli
oldum. Almanya' ya gittim, derecem sonunculuk. Ama orada asla bir
daha oynama şansım olmayan raketlerle oynadım.
ANKARA' da KALPLER SOLO ÇARPAR
Ankara sizce nasıl bir şehir?
Çok masum. Bu masumiyeti çocukluğumdan beri hissettim. Belki
memuriyetin verdiği bir masumiyet ve dürüstlük var Ankara' da.
Mütevazı. Ankara borcuna, sözüne sadık, birbirini daha çok seven,
sokakta karşılaşanların selamlaştığı, daha kültürlü insanların yoğun
olduğu bir şehir. Ne kadar bozulursa bozulsun bir yere kadar
bozulabiliyor. Kalplerin solo çarptığı bir şehir.
Hiç eksik yok mu Ankara' da sizce
Bir tek denizi yok. O da olsa tamam. Burada başına bir iş gelirse
çok yardıma koşacak insan var. psikolojisindeyim. Ama İstanbul' da
üst komşudan bile hayır yokmuş gibi geliyor. |
|
Yaşam biçiminiz, hangi tür müzikle bağdaşıyor. Rock mı, caz mı,
blues mu?
Caz değil. Rock ve blues. Ama türküleri de çok seviyorum. Sözlerini
anlamıyorum ama. Balkan müziğini de seviyorum. İnsanın içindeki
iyileri seviyorum.
İÇİMDEN BÖYLE GELDİ
Muayenehaneniz alışılmışın dışında bir tasarım. Çocuklar için mi
böyle yaptınız?
Hiç alakası yok. İçimden böyle geldi. Herkes işyerine tutuklu. Hayat
işyerinde geçiyor. İnsanın en sevdiği şeyler işyerinde olmalı.
Mesela en sevdiği müzik, en sevdiği eşyalar. Aslan yattığı yerden
belli oluyor ya. Bir masa bile olsa işyerinizde, o masa sizi
yansıtmalı. Siz yokken gelen, o o masanın size ait olduğunu
düşünmeli. Ruhunuzun yansıması lazım duvarlara, masaya, sandalyeye.
MUHASEBECİ DE OLSAYDIM DEĞİŞMEM
Bunları nereden buldunuz?
Ben yaptım. Hepsi kendi imalatım. Ben muhasebeci de olsaydım bu
ortam böyle olacaktı. Atölyem burası. Taşınsam bu masa çıkmaz
buradan. Çünkü o masayı burada yaptım. Zabıt tutulsa mali değeri çok
düşük şeyler. Çerçöp |
 |
Salıncak ta kurmuşsunuz?
Duruyor. Ama o çocuklar için değil. Kendim için. Boş zamanlarda
sallanıyorum. Halkalarla çalışıyorum.
Diş hekimi olmaya hele de ortodontist olmaya nasıl karar verdiniz?
Ta lisede okurken, mahallemizdeki bir diş hekimi Rezzan ablanın hem
diş hekimi ol hem ortodontist sözleri. Ben çok severdim Rezzan
ablayı. Avukat ol dese avukat olacaktım. Lisede diş hekimi,
üniversitede de ortodontist olmayı kafaya koymuştum. Başka
alternatif yoktu. Çok bilerek yani.
İÇTEKİ ÇOCUK
İçinizdeki çocuğu öldürmemeyi nasıl başardınız?
Çocukların sağlığına ne kadar prim verilirse o kadar iyi işler
yapılır. Hangi mevkide olursak olalım, çocukluk duygularımızı ne
kadar koruyabilirsek o kadar doğru işler yaparız. Ben kendim gibi
olmayı seviyorum. Beni kendim gibi olduğumda sevenler kalsın
yanımda. Ben ben olduğum için muayenehaneme gelinsin, ben olduğum
için sevileyim.
GİDERKEN TEŞEKKÜR EDECEĞİM
Kendiniz olarak yaşayabildiniz mi her şeyi?
Valla ben herhalde
bu dünyadan giderken teşekkür edeceğim. Çok büyük beklentilerim
yoktu. Basit detaylardı arzuladığım. Mesela Esenboğa'
da Ankara' ya yürümek bile bana çok büyük mutluluk veriyor. Bunlar
parayla pulla ölçülen şeyler değil. Şuna inanıyorum. En güzel
mutluluklar parayla pulla satın alınamayan mutluluklar. Bodrum' da
bir yatım olsun, ya da Arjantin' de bir çiftliğim olsun... Böyle
düşünmedim hiç. Hep küçük şeylerden çok mutlu oldum. Hep büyük
mutluluklar arayıp mutsuz olacağıma, çevremdeki küçük mutluluklara
koşa koşa gitmeyi ön plana aldım. |
|
Bundan sonrası için ulaşmak istediğiniz küçük mutluluklar var mı?
Bu arada bir motosiklet işi çıktı. Bu motosikletle bir Fas' a
gitmeyi çok istiyorum. Ama hastam olmasa, Eymir' e gidip, yukarı
Oran' a çıkmak Fas' a gitmem kadar büyük mutluluk. Gelecek hafta
Avrupa balon şampiyonası var, Macaristan'da. Ben şoför olarak
gidiyorum. Yukarıda bizim Türk pilot balonla uçacak. Bende aşağıdan
balonu bir minibüsle takip edeceğim.
Sahip olmayı isteyip de olamadığınız bir şey var mı?
Keşke babam da sağ olsaydı. Onun dışında şu günlük hayatım sonsuza
kadar sürsün razıyım yani. Yapabileceğim şeyleri zaten yapıyorum,
yapamayacağım şeyleri de pek düşlemiyorum. Mutsuz olacak o kadar çok
şey var ki. Mesela param yok, hiçbir birikimim yok. Ben küçük
şeylerden mutlu olmayı beceriyorum. Bence en büyük zenginlik
paylaşmak. Eğer mutluluğunuzu, öğrendiklerinizi paylaşamıyorsanız
anlamı yok.
MAALESEF YAZIYORUM
Yazmaya neden başladınız?
Maalesef yazmaya başladım. Maalesef diyorum çünkü bunları
konuşacağım arkadaşlarımın hepsi büyümeye başladı. Bir zamanlar
duvar üzerlerinde oturup düşler kurduğumuz, konuştuğumuz bazı
arkadaşlar şimdi borsa kağıtlarından falan konuşmaya başladı.
Onların da benim anlattıklarımdan mutsuz olduğunu hissettim, ben de
mutsuz oluyordum. Konuşma olanağı kalmayınca, ben de yazmaya
başladım.
Ankara' da sizi üzen ne var?
Yok ama çok üst geçit var. Ankara' da yaşlı nüfus da çok. Yaşlıları
ve engellileri daha çok düşünen bir şehir olsa daha iyi olurdu. Her
şeye rağmen, Ankara bozulmadan gelişiyor bence. Hep kötülemek
modadır ama, ben mesela son yapılan işlerden çok memnunum. Tarihi
dokulara zarar verecek projeler de ürüyor ama Ankara bozulması çok
zor bir şehir. Güzel atılmış temelleri. Öyküleri çok bir şehir.
Ankaralı da artık şehre daha çok sahip çıkmaya başladı.
SEKSEK, YAKAR TOP, SOHBET DUVARLARI
Ankara'ya belediye başkanı olsaydınız ne yapardınız?
Çocukların oynayabileceği ortamlar yaratırdım. Açık hava oyun
mekanları. Bu park değil sadece. Yakar top, seksek oynayacağı, ip
atlayacağı mekanlar yapardım. Lise, ortaokul öğrencilerinin sokağa
çıkıp top oynama kavramları yok oldu. Tartışıp sohbet edecekleri
duvar üstleri yok. Kent içinde sokakta oynayan çocuk yok. Oysa
sosyal olaylar bunlar. Zaten dershanelerden nefes alamıyor çocuk. Bu
dershanelerin bir çoğunu da kapattırırdım. En güzel yıllarını
dershane ve okulda geçiriyorlar. Hayal kuracakları, hayallerini
paylaşacakları yıllar. Oysa bedenleri nefret etmiş yaşadıkları
hayatlardan. |
|
|
|
|
|